slider img
slider img
slider img

Mahkum


              Düşlerime dalıp gidiyorum. Gittiğim her yerde seninle karşılaşıyorum. Kokun, gözlerin, tenin… Etrafımı sarıyor. Bakışlarını üzerimde hissediyorum. Derin bir nefes alıyorum. Sonra bırakıyorum nefesimi. İçimdeki cam kırıklarını atıyormuşçasına her nefesimde daha da canım yanıyor. Ellerim titriyor, kalbim daralıyor. Bir umut gökyüzüne bakıp sessizce dua ediyorum. Belki bir el, bir liman bulabilmek için. Beni bu durumdan çıkarabilecek birisini bulabilmek için… Ama her şey git gide bulanıklaşıyordu. Karanlıkla boğuşuyordum. Aydınlığa ilerlemek istesem de her adımımda ağlara takılmışçasına geri dönüyordum.
               Soğuk bir kış gecesinde tek başıma dolanıyorum. “Ben öyle birini sevmişim ki…” diyorum. Kendime kızıyorum, bağırıyorum hatta. Yara bere olmuş sol yanım. Saramıyorum o yarayı… Kimsenin beni duyamayacağı bir halde ağlıyorum. Hıçkıra hıçkıra değil… Kara gözlerimden yanağıma damlalar düşüyordu. Fakat ben tepkisiz bir şekilde duruyordum. Öylece sokakta yürüyorum. Adımlarım yavaşlıyor, gücüm kalana kadar gidiyorum. En son sokak lambasının birinin altında duruyorum. Dizlerim tutmuyor ve yere oturuyorum. Yüreğimdeki sızı dayanılmayacak hale geliyor. “Neden?”. “Neden her seferinde canım yanıyor?” diyorum. “Ne yaptım, neyin cezası bu? Yeterince bedel ödemedim mi? Lütfen bir çıkış yolu göster bana, lütfen…”.
İnsanlara çok fazla değer veriyor olmalıydım. Paylaştıkları şeylerin gerçek olduğuna inanıp kalbimi açıyordum. Sonrasında ne oluyordu? Yine kendimle kalıyor, onlara verdiklerime pişman oluyordum. Her anlarında yanlarında oluyordum. Peki ya onlar? Onlar ne mi yapıyordu? En kötü zamanlarda bir telefonuma bile cevap vermiyorlardı. Sanırım bu dünyada iyi olmak, başkalarını kendinden önce düşünmek yanlıştı. Âşık olmak da öyleydi. İnsan hiç mi doğru kişiyi sevmezdi. Sanırım hayır. Elbette şanslı insanlar vardı. Bizler? Bizler kader mahkûmuyduk. Suçumuz sevmek, cezamızsa yalnızlıktı.
Hangimiz istedik ki böyle olmayı? Ama bir şeyler yürümüyordu. Yapayalnız kalıyorduk. Geride bıraktığımız parçalarımızı birer birer toplamaktan başka ne yapabilirdik ki? Olanlarla yaşamak zorundaydık. Peki ya hangimiz yarım kalacak? Anılarla, yaşanmışlıklarla kalacak, bir parçası eksik kalacak, yarası kabuk bağlasa da içten içe kanayacak olan biz…
Blogger tarafından desteklenmektedir.